Geçtiğimiz hafta büyük bir ses getiren İnsan Kaynakları Zirvesi üzerine sizlerle sesli düşünmek istedim. Bu zirve nasıl ses getirmeyi başardı! Dinleyicileri ne yönde etkiledi? Gerçeği nasıl yorumlayıp, nasıl düşünmeye davet etti? Diğerlerinden farkı neydi? Başlık içeriğe yansımış mıydı? Peki, insan kaynaklarında gelinen son nokta neydi, geleceği nasıl nereye kadar tasarlayabildi? Takipçisiyle hangi noktalarda etkileşimi çok oldu? Sorunsalı neydi? Fark yaratanlar kimlerdi? Bunları sorgularken buldum kendimi!

İnsan kaynaklarının misyonunun üzerinden geçerken; konuşmacıların bu misyonun gerektirdiği eylemi yapıyor musunuz!, diye eyleme geçirici tavrı bir uyanıştı, harekete geçirme isteğiydi, devrim diye nitelendirdiğimiz sürecin “ta kendisiydi”…

PROVAKATİK sosyolojikTemanın sosyal medya da sorgulanan tarafı: Bizim bu hayattaki misyonumuz nedir? oldu. Bu bir bilinçlenme hareketi, kendine yönelme, sorgulama, içindeki cevheri ortaya çıkarma isteğiydi… Aslında Ekvator’un mutluluk ekonomisi bakanının güleryüzlü haliyle bizi 1 dakikalık uyanış sessizliğine boğmasının nedeni de, zirvenin stil sahibi moderatörünün bireysel misyon sorgulatmasının amacı da, MCT’nin karizmatik Ceo’su Sayın Tanyer Sönmezer’in “Ya lider aramızdan hepimiz ise” sloganı da, Sayın Murat Özel’in “ya cevher olarak kal ya da mücevher olarak ortaya çık!” sloganıyla konuşmalarını bitirmesi de, Raj Sisodia’nın bilinçli kapitalizmi yorumlamasının çıktığı sorunsalda bir uyanıştan yani “farkındalıktan” doğuyor. Bugün insan kaynakları alanında “futurolojiyi” kendimize “dert” etmişsek ve bunun için o kadar profesyonel bu konu için zamanını yönetmiş gelmiş konuşuyorsa ve dinliyorsa, insan kaynaklarının şirketlerin dönüşümde yakın zamanda neler yapacağı ve kendine açacağı yeri siz düşünün!

Bilinen o ki; İnsan kaynakları personel yönetiminden bu yana farklı zamanlardan farklı misyonlardan geçerek bugüne gelmiştir. İlk başlarda masa başı işte sadece personel maaşlarıyla muhasebeye destek gibi çalışırken; şimdiki gelinen dönemde şirketteki pozisyonuna ve stratejik tavır sergilemesine dikkatinizi çekerim.

Ekvatorda olsa bile bir yerlerde insanların mutluluğundan sorumlu bir bakanlığın olması ne kadar hoş… Etkilerinden bahsetmek isterim; mesela doğal olarak gülümsüyorsunuz, mutluluk bulaşıcı bir şey, pozitife yöneliyorsunuz, mutluluktan gelen huzurla yeni şeyler keşfetmeye odaklanabiliyorsunuz, rahat olabiliyorsunuz, ego siliniyor, “öteki”lerle tek potada eriyebiliyorsunuz. Bu arada bizi birleştiren ve zenginliğimiz olan en büyük değerlerimizin üstüne “biz” çok rahatlıkla “bilinçsizce” konuşurken, Ekvator’dan gelen devlet bakanının bize; Atatürk’ü, Mevlana’yı anlatması bir silkelenmeydi. Bilelim ki! Dünya’nın soluduğu değerlerimiz var bizim hem de öyle somut niteliğinden önce soyut değerleriyle var olan…