Panel: (İşveren markası duygusuzlaşıyor mu?): Nuran Aksu, Prof. Dr. Türker Baş, Haluk Sicimoğlu:

Duygusuzlaşan marka da var,  duygusal olan markada… Beyin duygularla çalışıyor, Duygusal olmayan bir mesajı da almıyor, Marka kendini tercih ettirecekse her platformda hissettirebilmeli. Marka yaratmada; 1.dönemde ürün ağırlıklıydı, 2. Dönemde tüketiciye yönelikti, 3. ve şuan da yaşanılan dönemde ise “yahu bunlar insan!” farkındalığını yaşamaktadır. Marka profesyonelleri; Bu benim hangi işimi görecek, Bu marka nasıl bir imaj verecek diye sorgularken; takipçiler, hangi yaşamsal ilkemi bu markayla perçinliyorum şeklinde düşünmektedir. Bir bakıma Tüketici=Çalışan gibi düşünebiliriz. İphone’u eline alınca herkes bir vizyonu hatırlıyor (bu markanın vizyonu dünyayı değiştirmek) Duygusal beyin kelimelerle çalışmıyor, bu nedenle söze vuramazsınız, Marka içten dışa büyür, Marka ne anlama geldiği tutkusunu hissedecek, paylaşacak, yaşayacak. Sadece tüketiciye yönelik bir marka yaparsanız duygusuz bir marka olur. Duygusuzlaşmanın etkisi aslında krizdir. 11 Eylülden önce umutluyduk, Dünyada sol beyin hegemonyası başladı, buda markaları duygusuzlaştırmaya başladı. Duygularla marka yaratmak önemli. Bu pahalı bir şey, Yürekten adanmışlık gerektirir. Mutlu etmek sayıları yakalamak, kotayı doldurdum, performansı yakaladım ile olacak bir şey değil. En çok aşılanması  gereken şey “duygusal marka”. Dijital dünyada; internet, insanları birbiriye iletişim kurma ihtiyacını doğurmuştur. Teknoloji bir araçtır. Duygulara önem vermek şeklinde kullanılmalı, emir, enformasyon verme ve soru sorma şeklinde kullanılmamalı!. Marka duygusuzlaşırsa bağlılık azalır. Biz para kazanmak isteyen kişilerle çalışıyoruz, iş yapmak isteyenlere ulaşamıyoruz. Çok nitelikli çalışanlar toplayabiliriz. Bu onlardan yüksek verim alınacağı anlamına gelmiyor. Duygularımızı dışa vurmaktan korktuğumuz için dijitali de kullanmaya korkuyoruz. Dijitalleşmeyi klasik ilişkilerin yerine koyarsak tehlikeli!. Dokunmanın eksilmesi güveni ortadan kaldırıyor.

Seda Kayrak Kızıltan(Herşey aşşşk’la başlar):

Çarpılma, merak, onaylanma, rekabet, gençlik, dinamizm aşka anlam katıyor. İlişkilerde bir alışveriştir. Marka algısına bir göz atalım: Herkesin markanız hakkında bir fikri vardır:

1)Vizyon, misyon fotoğraf

2) Güven duyma,

3) Aidiyet,

4) İlham verme,

5) Pozitif bir an.

Markaya aşk, tutulmaya başlar ve buda alışkanlık yaratır. Böyle etkili bir markayı nasıl yaratırsınız?

  • Markanızı doğru anladığınızdan emin olun!
  • Sizi markalaştıracak tekil özelliklerinizi belirleyin,
  • Farklılaşın,
  • Biraraya getirin,
  • Hikayenizi oluşturun,
  • Dijitali yönetin
  • Doğru kitleye, doğru mesajı verdiğinizden emin olun,
  • Duruşunuzu belirleyin,

Özgür Kirazcı (Tercih Edilen İşveren olmanın Sırları) Google: Google’ın misyonu; Tüm dünyadaki bilgileri düzenlemek ve bunları herkes için erişilebilir kılarak kullanışlı hale getirmektir. Biz dünyayı değiştirmek istiyoruz. İnnovative kültürü;  google’ın ana kurulma felsefesi. İnnovasyon: Fikirleri faturalara dönüştürmektir. Google ofisleri Google ne yapmak istediğini Google ofisinde çalışanlarından görmemiz gerekir inancıyla hareket ediyor. Her Cuma 1-1.5 saat yöneticimiz bağlanır sonrasında da Happy hour başlar. Şirketin gizli bilgileri bu sayede paylaşılıyor. Her toplantıya herkes kendi farkını ortaya koyarak başlasın diyerek yol alıyorlar, bu herkesin farklı olduğunu düşündürtüyor. İşe alırken aradıkları özellikler:

  • Liderlik,
  • Dijital teknolojiye bakış açısı,
  • Anlama ve algılama yeteneği,
  • Google kültürü (kurum kültürü)

Google’a etki yarattığı fark yarattığı için geliyorlar. Her çaışanın%20 lik bir zamanı var. Bu sayede proje geliştiriyorlar. Birçok yaratıcı proje bu sayede ortaya çıkıyor.

Panel: Sosyal Medya Mayın Tarlası mı? İdil Şeker, Özlem Öze, Muhiddin Aslanbay, Ergin Binyıldız

Sosyal macera kendi içinde uzmanlaştıracaktır. Daha kapalı daha etkin kullanılabilen bir duruma gelmiştir. Zaman ve mekan kısıtlaması olmayan yaratıcı bir ekip. Çok hızlı ve çabuk yayılması ve çok çabuk şekilde aktivite alması. Görev alanı; kendisine uygun haliyle bilgiyi “kendisiyle” harmanlayıp tekrar müşteriye sunması, IBM çalışanları sosyal medya kullanımını destekliyor. Çalışanları daha fazla içe çekmek. Müşterilerin oluşturulmasında daha fazla katkıda bulunmak gibi çalışanları markaya odaklıyor. 17000 tane dijital IBM’er var. Bu sosyal medya uzmanları her yerde dijital ortamlarda temsilci olabilir. Mayın tarlası mı?   Çiçek tarlasına çevirmeye çalışıyoruz. Yeni mezunlara ulaşmak için Facebook’u, profesyoneller için Linkedin’i, projeleri birbirimizden öğreniyoruz. Dijital alanda var olmak ile ilgili olarak; bu tehlikeli, burada olmak riskli bir süreç dönemini geçtik. Gençlere ulaşıp onları geliştirmek, kampüslere gidip sunumlar yapmak, Stand açtığımızda daha az kişi geliyor. Fiziki mekan artık onların sevmediği bir şey . Gelecek çok çabuk gelecek. Şeffaf ve dürüstseniz bir sorun yok. Tüketim yaşama alışkanlıkları değişiyor. Kablo değil, internet uydudan aktarılacak, denetimden kurtulacak, sosyal mecra pasif. Hem üreten hem tüketen bir bireyden söz eder olacağız. Pazar oldu ancak yeni bir teknoloji, bir fikir üretirseniz yer alırsınız.

Disturbed people:

İşini yapması yeterli, kişileri google’lıyoruz. Kendini nasıl lanse etmişse bizim için o önemli, Yakında internet Tv’leri olacak. Film izlerken yorum yazabileceksiniz bu sırada bir network oluşacak. Herkesin kendi uzay üssü olacak, Ne yapsam da fark yaratsam deniliyor olacak! Online resmiyet, katı kural kaldırmıyor. Markalar bu alan girdikleri zaman katı kural olmayınca bunu diğer mecralarda da yansıttılar. Kadıköy belediyesi; sizi çok seviyoruz, biz de size karşı boş değiliz; Siz yapamıyorsanız yapabilen birine delege edin. Genç zekayı markaya entegre edeceğiz. Daha az profesyonel insanların samimi, yapmacıklıktan uzak, dürüst ruhu yansıtan; amatörler. IBM yeni şeyler yapmaktan çok hoşlanıyor. Çalışma biçimini değiştiriyor. Bir uygulamaları: Yaptığın en büyük hatayı paylaş ve 3 kişinin ismini ver ve bunlar da paylaşıyor. Bu sansürlü fotoğraflar sosyal medya da paylaşılıyor. Oyun bağlılığını arttıran bir program. Yaratıcılık, gerginliği bıraktığınız ortamlarda gelişiyor. Bunun için:

  • Biraz üniformaları çıkarın,
  • Yüzümüz gülsün,
  • Yaratıcılık gelişsin.

Farkında olmamız gereken;

  • Çalışanları değil, üretenleri işe alacağımız bir dönem geliyor.
  • Kurumların sosyal medya politikalarını belirlemesi gerekiyor,
  • Hızlı, soğukkanlı, zekice hareket etmeliyiz.

Basit, esnek bir onay yapısı markanızı bambaşka bir yere çeker. Bütün çalışanlar 1 günlerini 1 sosyal sorumluluk projesi için ayırıyorlar. PR ile KSS projelerini ayırmak gerekiyor. KSS için doğru bir sivil toplum örgütüyle çalışmak gerekiyor.

Gençler, iş dünyasını parıltılı, bol para kazanabilecekleri bir yer olarak görüyorlar. İşe uygun eleman yok, eğitim politikası yok. Bireyin özgürleştiği, değer kazanıldığı bir ortam yaratmalıyız.

İşveren markası alanına her açıdan yaklaşımda bulunulan, örneklerle kimi zaman somut dünyada olunabilen, kimi zaman marka dünyasında yani geniş bir deryada yüzülen, ister istemez kendinizi beyin fırtınası içinde bulduğunuz; etkili, verimli, interaktif bir konferans olarak yorumlayabilirim. Konu, işveren markası olunca sosyal medya hashtag'i belirlenmeden, sosyal medyada anlık etkileşimler olmadan, bloggerlar buluşması olmadan olmazdı. Fazlası olan, eksiği bulunmayan bu konferans için Sayın Fatoş Karahasan'a ve bakış açılarımızı zenginleştiren tüm değerli konuşmacılara katılımcılar ve kendi adıma teşekkür ederim.

fotoğraf