Son paylaşımlarımın yoğun etkinlik içerdiğini fark ettim ve bu yazımda kendimle ilgili paylaşımda bulunmak istedim.

Genel olarak bir trendsetter olmaya eğilimli bir halim vardır. Üniversitede seçtiğim bölüm ya da iş hayatımdaki yönelişlerim hep buna örnektir. Sosyoloji okurken de, insan kaynaklarında profesyonel olmaya karar verdiğimde de, Miami’de 3.5 yıl yaşayıp emlak sektöründe söz sahibiyken de, işveren markasını geliştirmek için ve tanıtmak için projeler ürettiğimde de hep öncülük etmeye ve yol göstermeye çalışırken buldum kendimi, sonra da bu alanlar hep yoğun ilgi gördü.

Sosyoloji bölümünün içeriğini araştırdığımda ve o zamanlar Beşiktaş’ta yer alan Mimar Sinan Üniversitesi’nde toplum bilim olduğunu fark ettiğimde de “bu bölümü sadece kendimi geliştirmek için okumak istiyorum” dediğimi hatırlıyorum. Hayatımın en doğru kararıymış. Herkes burayı bitirince ne olacaksın dediğinde “ne istersem onu” diyordum. Anlamıyordu kimse doğal olarak. Ailem, arkadaşlarım neyse bunun üzerine spesifik bir dal okursun bari öyle iş sahibi olursun demişlerdi.  “Gülmüştüm”. Çünkü ben hep devlet okullarında okumuştum o ana kadar ve sadece kendi görebildiğim kadardı dünya o zamana kadar. O zamanlar içinde bulunduğumuz eğitim sistemi beni liseye kadar nasıl geliştirmiş olabilirdi ki ! Yeterli miydi? Bundan sonra alacağım teknik eğitimle iş hayatına atılmam ve hayatımın rutin tekdüze bir hale girmesi, bana göre değildi. İçinde yaşadığım hayatı öğrenmek istedim. Bu hayatı öğrenmek istememi tetikleyen çok sıradışı bir hayatım var çünkü benim. Muhakkak ki günün birinde kaleme alıp size anlatmak istediğim!

Tam 18 yaşındaydım, çok hareketli bir yaş aslında; gezilip tozulası, üniversite çağlarını özgür bir ruhla yaşanılası… Ben o sıralarda kendimi zihnimin devasa boyutlarını keşfederken hatırlıyorum. Sosyoloji kitapları arasında, film festivallerinde, sorunsallarda, kendimi geliştirmekle, aynı anda 5 kitabı okuyup en doğru tezi yazmakla değerlendirdiğim, muhteşem bir 4 yıl.

Ben sosyoloji eğitimimden sonra bir de MBA yüksek lisansı yaparak, kendim için doğru bulduğum yöndeki işlerde, mutlu olabileceğim, öğrenebileceğim, katkıda bulunabileceğim, fikirlerimle var olabileceğim iş ortamlarında çalışmaya başladım.

Beni çok zorlamış oldukları doğrudur. Bir bayan olarak 14 senelik profesyonel olarak var olduğum

  • İnsan kaynakları hayatımda bu “cam tavan” dedikleri benim ise her seferinde kırıp yükselmeye çalıştığım, ya da yol bulamazsam istifa ettiğim, hiçbir zaman kendimi kullandırtmadığım, kullanılanlara çözüm yolu bulduğum ya da uzak durduğum iş hayatımdaki güçlü olan tarafım,
  • Sıradanlıktan ve kendini tekrarlamaktan uzak duruşum nedeniyle her yeni bir projeyle gittiğimde “Sen bizim departmana 2-3 beden büyüksün, senin önünü kestiğimizi düşünüyoruz” diyerek beni çıkarttıklarında, yönetim kurulu başkanına gidip, “sizin markanızdan 2-3 beden büyük olduğumu düşünüyorsanız zaten sizinle çalışmayı ben istemem” dediğim ve küçük vizyonları alaşağı ettiğim, yalanları ortaya çıkardığım dik duruşum nedeniyle takdir edildiğim kendime güvenen tavrım,
  • Küçük sorunları aşmamda hep büyük çerçeveyi görebilen halim,
  • Sorunlara tez- antitez halinde bakıp, senteze varıp; olayları kendi potamda eritebilme farkındalığım,
  • Bir memur kenti olan Ankara’da doğup büyümüş olmama rağmen yaşadığım her ülkeye uyum sağlama ve bulunduğum ortamlarda kendi “mental ve entelektüel zenginliklerime” yenilerini ekleme ve durmaksızın öğrenme isteğim.
  • Bir gün gerçekleşmesini arzu ettiğim ve sürekli bu amaç uğrunda çalışma azmim.
  • İnsan kaynaklarının tüm süreçlerinde kullandığım, sosyolog (toplumbilimci) hassasiyetim, yüksek empatim,
  • Her türlü negatif etkeni araştırıp kökenine inerek, düşünceleri pozitife çevirme sabrım,
  • İşimde profesyonel olmak için en ince ayrıntısına kadar araştırma ve sonuçlandırma alışkanlığım…

Sosyoloji okuyup, önce kendimi geliştirmeyi seçmemden dolayıdır.

İnsan önce bir birey olduğunu bilmeli ve kendini önemsemeli. Sonra toplum içinde nasıl bir yer edindiğini ve ne derece katkıda bulunduğunu çözümlemeli.

Muhakeme eden, her verilen ham bilgiyi kendi potasında eriten, kendi varoluşuna saygı duyan bireyler belirlediği başarıya kavuşur.

Bir sözüm vardır benim, çok ta severim: “Başarılı olan kişilerin çok ciddi bir sebebi vardır!

Benim çok ciddi sebeplerim var, sebebi olanlarla nice başarılarda görüşmek üzere…

 

Unutulmamalıdır ki: Kendini her yönüyle tanıyan bireyler başarılı ve gelişmiş bir toplum yaratır.

 

 

Bu yazım üniversitede alan seçme aşamasında olan değerli arkadaşlara gelsin.