Son zamanlarda hangi firmanın yöneticisiyle fikir alış-verişinde bulunsam insan kaynakları yöneticilerinden normal prosedürleri yerine getirmenin yanında kuşaklararası çatışma yönetimini bilmesini ve iç iletişimi geliştirmesini beklediklerini dinlerken buluyorum kendimi. Ama insan kaynakları bölümünde görev alan yetkililer, eğitim sisteminde bunların bilgisini edinerek şuanki yerlerine gelmiyor, yöneticilerin yetiştiği (mba) master yapılan işletme alanlarında bu ders verilmiyor. Buna karşılık bu görev insan kaynaklarından bekleniyor, aslında işveren markası dönüşüm sürecinde yaşanması gereken bütün bu öğeler, insan kaynaklarından bekleniyor. Bu nedenle de İnsan kaynakları bir zamanların pazarlama olan staretejik öneminin yerine konmuş durumda. Yani beklentiler bu yönde peki ya gerçekler…

Bu ihtiyaçlar nasıl giderilir, biraz kökenine inelim. Bir toplum mühendisi olarak şunu söylemem gerekiyor ki; bunun için sosyolojik bir bakış açısı gerekmektedir. Mesela bu konuda odaklanmış bir alandan bahsetmeme izin verin. Sosyolojinin bir alt dalı olan Gençlik Sosyolojisi.

 

Her dönemin genç kimliği yine o zamandaki toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısı içerisinde oluşur. Bu çerçevede, Türkiye’nin sosyal ve kültürel yapısına ve değişimlere göre gençliğin kimliğinin de biçimlendiğini de göstermektedir. Dönemlere göre bakacak olursak ne demek istediğim tam olarak anlaşılacaktır.

 

Türkiye tarihinde gençler, 19.yy’dan itibaren önemli bir rol oynadığı için  “gençlik efsanesi” oluşmuştur. Tanzimat ile birlikte eğitimde modernleşme hamleleriyle modern okulların oluşmasıyla burada eğitilen gençlerin imparatorluğun çöküşünü durdurmaya çalıştığı gözlemlenmektedir. Geçmiş tarihe sizi boğmadan yakın zamanlara gelelim…

 

68 ve 78 kuşağı gençleri politik sahnede önemli rol almıştır. Bu dönem gençleri sağ sol olarak ayrılmışlardı ama ortak amaçları memleketi kurtarmaktı. Bunu yapmalarının nedeni ise “devlet benim” düşüncesiydi. Bu dönemlerde bu şekilde gençlik efsanesinin devamı niteliğindeydi. Ama 80 sonrası gençler ise apolitik, depolitize bir tavır içinde bencil, bireyci olarak tanımlayanlar çoğunluktaydı. Aslında 80 sonrası kuşaklar küreselleşmenin ve Türkiye’de uygulanan neoliberal ekonomi-politikalarının ürünleri oldukları için salt bireyci gibi görünmeleri yanılsamadır. Bir yandan bireyci iken; diğer taraftan sorunlara duyarlı ve bilinçlidiriler.

Milenyum gençliğinin tavrı, postmodern kültürün etkisidir. Bireyci ve cemaatçi öğeler birarada. 2011 yılındaki süreç nasıldı peki? Hatırlayalım…

Arap baharı, küresel keonomik kriz ile birlikte Newyork, Londra, Madrid gibi kentlerde protesto hareketleri ile 2013 yılında Gezi parkı eylemleri gerçekleşti. Bu postmodern hareketler sonucu gençlik, kutsanmış ve siyasi bir aktör olarak görünmüştür. Aslında gençler özne olarak görünmüş ama nesne olarak yer almıştır.

 

Tarih sosyolojinin labaratuarıdır. İnsanları yaşadığı dönemin şartları gözetmeyerek nasıl yoğrulduklarını hiçe sayarsanız doğru değerlendiremezsiniz.

 

Peki kuşaklar arası çatışma aslında nedir?

Eğer bilimsel, ekonomik ilerleme ya da dengeli bir aile yaşamı gibi bir beklenti içindeysek çatışmayı normal görmeliyiz. Hatta bu bir ihtiyaçtır denilebilir. Çünkü çatışma değişmeye zorlar.

 

Bu yöndeki düşünceler belirli gruplar altında incelenmiştir.

 

  1. Kuşaklar çatışmasının önlenemeyeceği görüşü:

Çatışma doğal bir sürecin tezahürüdür. Bu konuda iler yaştakilere ve gençlere sorumluluklar düşmektedir.

  1. Yaşlıların üstünlüğü ve gençlerin yaşlılara uyması gerekliliği görüşü: Bu ttutucu ve eşitsizlik içeren bir bakış açısıdır.
  2. Toplum yapısında değişmeler gereği: Toplumda ekonomik, toplumsal, kültürel kalkınmamm gerçekleştirilmesi, eşitlik, banş ve özgürlüğün sağlanması kuşkusuz kuşaklar çatışmasını da dolaylı yollardan etkileyebilmektedir.
  3. Gençlere sorumluluk vermek ve olanaklar sağlamak: Bu fikir çok sağduyulu ve hakedilmiş bir hakkı sahibine vermek kadar doğru bir düşünce.
  4. Yaşlıların gençlerle olan eğitim farklılıklarını gidermek: yaygın eğitim, doğal eğitim yollanyla onların belirli konularda.bilgi sahibi edilmeleri, gençlik sorunları, gençlerin gelişim süreçlerinin sorunları, ergenlik dönemiözellikleri, psikolojik, toplumsal, ekonomik ve güncel konular hakkında aydınlatılmalan ilk derecelerde önem arz eder hale gelmiştir.
  5. Yaşlıların gençlere uymaları gerekliliği: Bu çok doğru gibi görünsede eksik belirtilmiş bir ifade şeklidir. Doğru olanı: Her iki kuşağın birbirine gereksinimleri vardır. Yaşlılar gençler için nasıl bir hazine değerinde bilgiye sahipse, gençler de yaşlılar için değişim tetikleyicisidir. İkisi de bir düzen için olmazsa olmazdır.
  6. Kuşaklararası diyaloğu gerçekleştirmek: Bu çatışmayı önlemenin en önemli yolu, sorunlara ortaklaşa yanaşmak, diyalog kurmak, karşılıklı sevgi, saygı yoluyla iki kuşağın düşüncelerini birleştirmektir.
  7. Akran kültürü ve gruplarını tanıma: Arkadaş gruplarını sadece olumsuz yönden görmek eksik bir bakış açısı olur onu tamamen reddetmek ve ergenle bu konuda çatışmaya girmek benimsenmeyen bir davranış olarak görülmelidir. Arkadaş grupları ve sağlanması gerekli başka olanaklar, gencin cesaretini gösterebileceği, takdir edilebileceği, enerjisini boşaltabileceği ve yarışabileceği, bir kelime ile, kendini ifade edebileceği ortamlardır.
  8. Ortak değerler yaratmak: Çatışmadan doğan boşluk alanında her iki grubu da tek bir çatı altında birleştirecek soruna kesin çözüm niteliğindedir.
  9. Empati uygulaması- empati eğitimi: İlişkileri sağlam hal getiren belki de yegane duyarlılık noktasıdır.
  10. Grup terapisi: iş psikologları bu konuda şirketlerdeki çatışma için doğru kişiler olacaktır.

 

Toplumu sosyolojik bakış açısı olmadan anlamlandıramazsınız...

 

 

 

Referans: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Yayınları No:178 Gençlik sosyolojisi ve antropolojisi araştırmaları