Çevikliği tanımlayacak olursak: her halükarda varılması gereken nihai hedef değil de, gelişim ve her türlü değişime odaklanan süreç odaklı yaklaşım tarzıdır diyebiliriz.

Öngörüye bağlı olarak fark edilmiş ihtiyaca yönelik hareket edebilmek, gerektiğinde belirlenmiş vizyona müdahale edip değiştirebilmek, çevikliğin; yolculuğun tam da kendisi olduğunu kavrayabilmek, bu dönemde başarının anahtarı olarak tanımlanabilir.

Çevik yönetim aslında mantığını bir yazılım metodolojisinden almaktadır. Bu metodoloji 17 yazılım geliştirme gurusu tarafından Amerika’da 2001 yılında kendi yol haritalarını birbirinden bağımsız şekilde yorumlanmasıyla ortaya çıktı. Biraz daha açıklayıcı olmasına özen gösterecek olursak:

Agile Manifestosunda, bir plana bağlı kalmaktan ziyade değişime karşılık vermenin daha önemli ve öncelikli olduğu vurgulanmıştır. Agile pratikler uygulandığında, değişime hızlı karşılık verebilmenin yanı sıra, iteratif yaklaşımı nedeniyle risklerin erken görülebilmesi kaliteyi arttırır ve pazara çıkış süresini kısaltır.. Önemli bir çıktı olarak üretkenliğin arttırılması temel alınmıştır.

Y kuşağı sektör içinde bulunduğu uzun yıllarda dönüştürmeye uğraştığı kurumsal olduğunu iddia eden hantal yapılarda, mevcut dengeleri altüst ettiği kısayollar bulup iyileştirerek ya da esneterek başarılı kılmanın yollarını aramıştı. Ama şimdi başarıdaki yeni yaklaşım; her bir sorunun çözümüne adapte olma becerisiyle, dinamik ve bu sürecin üstesinden gelebilme dinamikliğinin buluşması şeklinde vücut buldu. Toplamda 12 maddelik manifestonun içinde sadece yazılım oluştururken kullanılacak değil; genel geçer olarak organizasyonel yapıların işleyişiyle ilgili stratejilerde bulunmaktadır. Bunlardan organizasyonel yapıya dair iyileştirmeler şu şekildedir;

  • Projelerin temelinde motive olmuş bireyler yer almalıdır. Onlara ihtiyaçları olan ortam ve destek sağlanmalı, işi başaracakları konusunda güven duyulmalıdır.
  • Bir yazılım takımında bilgi alışverişinin en verimli ve etkin yöntemi yüzyüze iletişimdir.
  • Çevik süreçler sürdürülebilir geliştirmeyi teşvik etmektedir.
  • En iyi mimariler, gereksinimler ve tasarımlar kendi kendini örgütleyen takımlardan ortaya çıkar.
  • Takım, düzenli aralıklarla nasıl daha etkili ve verimli olabileceğinin üzerinde düşünür ve davranışlarını buna göre ayarlar ve düzenler.

Bu öğrencilerin ortak özelliği ne biliyor musunuz!.Her biri kendini adapte olma kabiliyeti yüksek olarak tanımlaması. İşveren markası, yani çalışılabilecek en iyi yer olarak gözde olmak istiyorsanız bu konuya dikkat kesilin derim.  Çünkü bu yeni nesil, kendilerini bu yaşlarına kadar her türlü soruna çözüm getirecek çeviklikte yetiştirdiler ve bunu artı özellikleri olarak tanımlama bilincindeler. Bu neslin aradığı özellik öncelikle, firmaların çevik yönetim bilincinde olması.  Bu manifestonun yol haritasında şirketlerinizi dönüştürmeniz dileğiyle. Hadi elinizi çabuk tutun.

Çünkü “Şimdi Çevik Yönetim modeli moda! ”