İşveren Markası Yaratmak Mükemmelliği Gerektirir

İşveren markası içinde birçok öğenin yer aldığı bütünsel bir sistemdir, önem arz eder, bu önemin derecesini şöyle açıklamak mümkün ki sadece bir öğe bile olmazsa mükemmel bir işveren markası oluşturamazsınız. Mükemmel olması gerekir mi diye soracak olursanız! Mükemmel olmazsanız fark yaratamazsınız. Bu nedenle bütün öğeler çarkın bir dişlisi gibi düşünülmelidir. İşveren markası psikolojik ve fonksiyonel iki gruptan oluşur. Bunlar; Çalışma şartları, ücret, iş güvencesi, ürün / hizmetler, kişisel gelişim, kariyer olanakları, rekabetçi konum, sosyal sorumluluk, görsel kimlik, kurum kültürü öğeleridir. Bu öğelerin müşteri ile ya da hedef kitleyle buluştuğu etkileştiği noktalar ise en önemli noktalardır. Bunlar:...

İşletmenizin Çalışanlar Üzerindeki İmajını Hiç Düşündünüz Mü?

Hedef kitlenin zihninde nasıl algılanıyorsunuz ya da kodlanmanız ne şekilde hiç merak ettiniz mi!. Ya da buna ne derece önem veriyorsunuz!. İşveren markası değerlendirilme aşamasında, popüler olan ve uygulanmamış projeler, sosyal sorumluluk, yenilik, yaratıcılık, etik duruşları etkilerken; değer önerisi kategorisinde ise, iş güvencesi, ücret, yan haklar, kariyer olanakları, eğitim, çalışma şartları, kişisel gelişim, performans değerlendirme, ödüllendirme vs etkili olmaktadır. İşveren markası bütün bu öğeleri kapsadığından bu eksiklikleri belirleyip bunlar üzerinde çalışma yaparak güçlendirmeniz gerekmektedir. Aynı zamanda hangi konuda fark yaratacağınızı düşünüyorsanız farklılığı hangi duruşunuz getirecekse, o yönünün ön plana çıkartılması gerekecektir. En iyi çalışanları bünyenizde...

İşveren Markası Yönetimine Sosyolojik Bakış

İş hayatı, yaşamımızın belli bir kesitini oluşturduğu için, sosyo-kültürel olanak ve şartlarımızdan birebir etkilenmektedir. İnsan kaynakları da genel yönetim uygulamaları ile paralellik göstermektedir. 80’li yıllarda talebin yüksek olduğu ama üretimin yani arzın sınırlı sayıda olduğu dönemler. Üretim yurt içinde olmadığı ve yeniliklerin hepsinin Amerika’dan gelmesini bekleyip batı hayranlığının oluştuğu bir dönem. Bu sosyal ve kültürel yaşam şeklimizdi, iş hayatına bakalım; herkes iş arıyor haldeydi, rekabet hat safhadaydı, burada iş bulamayıp batı hayranlığının da tetiklemesiyle beyin göçlerinin yaşanması… Bu dönemde çok iyi bir üniversite okuyup (üniversite okuyanların sayısı sınırlı idi) mezun olmak bile üretim ve iş...